Ölüme Sevinememek


TANRI’NIN ÖLÜMÜNE SEVİNEMEMEK
Tanrı öldü! Ben, sen, hepimiz onu öldürdük… Nietzsche’nin yıllar önce söylediği bu cümle bize ışık tutacaktır.
“Bakıyorum şunlara, şaşıyorum, canım sıkılıyor, Allah canımı alsın.” diye başlardı bir şarkının sözleri. Şunlar derken şair yüzyılımızın yozlaşmış sürü kültürünün beraberinde getirdiği çöküşü betimleyip, kendi iç buhranını anlatmaya çalışmıştır. Gerçekten de bakalım şöyle, zayıflığın, çaresizliğin, acizliliğin erdem sayıldığı perspektiflerde (dinlerde) ahlaksal çöküşe bakalım, canınız sıkılmaz mı?
Nietzsche’nin sürü toplumu veya sürü ahlakı dediği bu bunalıma gelmek gerekirse; herkesin aynı yollardan gitmeğe çalıştığı, aynı yerden giyinip, aynı yerden yürümesi ve değerlerin değerden düşürülmesiyle toplumsal tek biçimliliğin yaratılmaya çalışıldığını görüyoruz.
Yukarda belirtmeğe çalıştığım gibi, hepsinin üst insan olma yolunda ketleyici özelliğe sahip olduğunu görüyoruz ve bunlardan birine bağlanma “tanrıyı öldürür.” Buradaki tanrı en iyi olan ahlaksal kollektif bilincin tahrip edilmesidir. Bu bilincin yıkılması ve bireylerin birbirine karşı yabancılaşması ve bireysellik adı altına sığınmış bencillik tanrıyı gömer.
…”O, bana göre düşünülebilecek yozlaşmaların tümünden çok daha büyüktür; olabilecek yozlaşmaların en kötüsüdür, olabilecek en uç yozlaşma istemidir. Hıristiyan kilisesi, bu çürümüşlüğü bulaştırmadık hiçbir şey bırakmadı; her değeri değersizliğe, her gerçekliği bir yalana ve her dürüstlüğü bir ruh alçaklığına çevirdi. Bana kalkıp onun insancıl nimetlerinden söz ediliyor!”
Yukarda Nietzsche’nin belirttiği gibi, Hıristiyan ahlakının asketik tavrı kendisine sığıntı imajını beraberinde getiriyor. Çünkü din Nietzsche’nin deyimiyle aciz insanın sığınak noktasıdır. Dine sığınan insan bu şemsiyenin altından çıkmadıkça üst insan olma yolunda bir adım ileriye gidemez.
Modernite ile gelişen bireyin kitlelere karşı duruşu, bireyin buhranlar yaşamsını beraberinde getirmiştir. Nitekim Emile Durkheim buna anomik intihar diyecektir. İşte bu yüzyılın beraberinde getirdiği, kişilerin birbirine karşı yabancılaşması kişiyi intihara sürükler.
En yüksek değerin yeniden değerlendirilmesi… İşte tüm sorun da burada. Samimiyet duygunu yerini yalnızlığa, sorumsuzluğa, sadakatsizliğe bırakması tanrının ölmesine “vesile” olur.
Tanrı ölürse neden sevinemiyor insan? Kuralların yıkılması, yasaların bertaraf olması; düşüncede kulağa hoş gelirken, ahlaksal kollektif bilincin yıkılışında yozlaşan insan sevinemez hale geliyor. Gözümüz aydın! Tanrı ölmüş ve sevinç çığlılarını da duyamıyoruz.




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*