İki İnsan Arasında


Hayatta en tehlikeli kelime ‘niye’dir. Niye bu başıma geldi, niye anahtarı evde unuttum, niye mutlu değilim, niye hastalandım, niye niye niye…bitmez tükenmez kasvet kaynağı. Niye deyip olana rıza göstermeyen insan, keşke diyerek o olayın gerçekleşmemesinin koşullarını aramaya başlar. Keşke şunu yapsaydım ya da yapmasaydım diye. Bize dünyayı dar eden, hayattan kopma noktasına getiren, kasvete boğan başımıza gelen olayların bizzat kendisi değil, bizi kasvete boğan olaylara  karşı geliştirdiğimiz tutumdur. Ve çok temel iki tutum sergileriz yaşadıklarımız karşısında. Ya olanları kabullenir, teslim olur, tevekkül ederiz ya da bunlar beni mi buldu, niye benim başıma geldi, diye isyan ederiz. En çok da, ben bunu hak etmedim, deriz. Yani her acı taşınabilir, acıyı taşınamaz hale getiren ona razı olmayışımızdır… Robin Sharma’nın Ferrari’sini Satan Bilge kitabında dediği gibi “ Bir düşünce ekersin, bir eylem biçersin. Bir eylem ekersin, alışkanlık biçersin. Bir alışkanlık ekersin, karakter biçersin. Bir karakter ekersin, kaderini biçersin.”

 

Bir ilişki inşa etmek o kadar kolay değil. İlişkilerinde sorun yaşayan insanların temel özelliklerinden biri, kendi varlıklarının sonsuz değerliliği konusunda ciddi sorunlar yaşamalarıdır. Kendi varoluşlarının değerini onaylayamayıp bir bela gibi gören insanların başkalarıyla sağlıklı, samimi, sahici ilişkiler kurmaları çok zor bir olasılık, hatta imkansıza yakındır. Böyle insanlar zihinlerini zehirli atıklarla doldurmuşlardır, bunların en başında da kaygı gelir. Çünkü kaygı, zihin gücünün büyük kısmını tüketir ve er ya da geç ruhu yaralar.

 

Dürüst ve erdemli davranışlar ahlakın ta kendisidir. Bir felsefeci, ‘Ahlak, varlığa özen göstermektir.’ der. Varlığa özen göstermek, dürüst ve erdemli davranışların özüdür sanki. İlişkinin olmazsa olmazı da, o ilişkiye özen göstermektir. Bir varlığın ve o varlıkla kurduğumuz ilişkinin hukukuna tecavüz etmemek, bizim birincil varoluşsal sorumluluğumuzdur. İnsan, yeryüzünün temsilcisi olarak yaratıldıysa bunun birincil şartı hem varlığın kendisine hem de onunla kuracağı ilişkiye özen göstermesidir. Bu özen, kendimizle kurduğumuz ilişkiden başlar, annemize, babamıza, akrabalarımıza sonrada diğer insanlara ve varlıklara doğru uzanır.

 

İlişkiye özen göstermenin asgari koşulu da, onunla ilgilenmektir. Kendi arzularını bir kenara bırakarak, hakkımda ne düşünüyor, ya da bu ilişkide benim çıkarım nedir demeden, hayranlık beklentilerine girmeden karşısındaki insanla ilgilenmelidir. İnsan özen ve ilgi gösterdiği bir ilişkide övgü, hayranlık, güç, para vs. aramaz. O anda yalnızca diğer kişiyle bütün varlığıyla ilişkide bulunur, aslında bunu başarabilmek çok zordur. Ahlaklı olmanın yani varlığa, ilişkiye özen göstermenin diğer asgari şartları insanları hor görmemek, aşağılamamak, insan haysiyetini korumak, kasti olarak bedensel ve duygusal bir acıya maruz bırakmamak, kimsenin maneviyatına saldırmamak, iradesini kırmaya çalışmamak, kendine bağımlı hale getirmemektir. Ayrıca sorun çıkarıyormuş gibi görünmemek için ya da hatırını kırarım diye düşünerek uyarma görevini de ihmal etmemektir. Çünkü yanlış yaptığını bildiğin insanı üzmek, onun bu yanlışı yapmasına izin vermekten daha iyidir. Müdahalecilikle suçlanmak, ahlaki kayıtsızlıktan daha iyidir. Bu konuda hep ‘Dost acı söyler’ atasözümüz aklıma gelir.

 

Ahlaki bir zemini olmayan ilişki sağlıklı, sahici ve samimi bir ilişki değildir. Modern zamanlarda unuttuklarımızdan biri de bu. Hislere odaklanıp, asıl değerli olanı, her ilişkinin bir ahlaki zemininin olması gerektiğini unutuyoruz. Özetle, insanlar artık hisleriyle ve bu hislerin verdiği hazla oyalanıyorlar.Yani insanların ahlaklı olması için kendini bilmesi gerekir, en zoru da budur. Edgar  Morin’in dediği gibi; “ Bilinmesi gerekir ki, en kolay şeymiş gibi görünen şey, aslında en zor şeydir: kendini bilmek.”




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*