ESTETİĞİN KONUSU VE YÖNTEMİ-1


ESTETİĞİN KONUSU VE YÖNTEMİ
Bilim, felsefe ve sanat bir bütün oluştururcasın etkileşirler. XVII yüzyıla kadar bilim anlamına da gelen felsefenin dışında gelişti, estetik de sanatın az çok uzağında felsefenin bir dalı olarak kaldı. Her çağın sanattan anladığı ya da beklediği başka oldu. En eski zamanlarda, ilk uygarlıklar dönemimde sanatın dinsel ya da toplumsal işlevselliği vardı. Bu dönemin sanatçısı özgür yaratıcı değildi. Bu dönemde yaratmada bireysel etken geriye itilmiş gibiydi. Bu dönemde sanatsal incelik, sanat zanaata yakın olduğu için, sanatçının dolaylı olarak gerçekleştirdiği, belki de amaçlamadan ya da bilincine varmadan gerçekleştirdiği bir özellikti. Orta çağda ars hem bu günkü anlamda sanatı hem her anlamda bilimsel, felsefi zanaatsal uygulamayı karşılardı. Sanat belli bir sonuca ulaştıran usullerin bir toplamı olarak anlaşılıyordu: “Sanat bir ve aynı amaca yönelik genel, doğru, yararı, uyuşumlu bir genel kuralla dizgesidir.”
Yeniçağda bilimlerin kendi deney alanlarını oluşturarak, kendi konularını ve yöntemlerini belirleyerek felsefeden birer birer ayrılışı onların kendi özgül alanlarını kurması gibi çok önemli bir sonucu getirdi. Ancak hiçbir zaman felsefeden tam anlamında bir kopuş söz konusu olmadı. Terinse bilimler her zaman temelleri felsefi düzeyde tartışma gereği duydular. Her bilim bütünlüğünü ve evrensel bilgiyle bağını felsefe yaprak kurar. Her bilim en azından kendi felsefesini gereksinir.

Estetiğin alanı değişkenin alanıdır. Yaşamın tüm alanları gibi sanatın alanı da hızlı ya da yavaş dönüşümlerle belirgindir. Tüm insan bilimleri gibi estetik de değişkenin bilgisine yönelir. Estetikte konun sınırlanmasına ve yöntemin belirlenmesine güçlük çıkaran etkenlerden biri bu değişkenliktir.




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*