DİN VE AHLAK İLİŞKİSİ ÜZERİNE


Dinsiz ahlak, ahlaksız din olabilir mi? Dinsiz insanların da ahlaklı olmaları mümkün müdür? Din ve ahlak ne derecede birbiriyle ilişkilidir? Dinden tümüyle bağımsız bir ahlak anlayışı inşa edilebilir ve korunabilir mi?
Yaygın olan görüş dinin ahlakın kaynağı olduğudur. Ahlak Arapça kökenli bir kelime olup ‘hulk’ yani yaratış ve fıtrat anlamını ifade eder. Dolayısıyla din ve ahlak doğrudan ilişkilidir. Çünkü ahlak insanın yaratılış amacına uygun hareketleri barındırır. İlahi dinlere göre Allah, ahlaki kuralları oluşturmaları için insanlara peygamberler ve kutsal kitaplar aracılığıyla yardım etmiştir. Aynı zamanda din ahlakın koruyucusudur. Örneğin Papa 16. Benedict’e göre dini değerler, toplum sekülerize olduğunda da belki bir veya iki kuşak yaşıyor ama zamanla bu değerleri korumanın bir gerekçesi kalmamaya başlıyor. “ İnsanlara karşı merhametli ve yardımsever olmalısınız” hükmü din ortalıktan kaybolunca da bir süre etkili olsa bile, daha sonra dayanağını yitiriyor. Yani din ahlakı yaşatır, ayakta tutar. Bununla beraber din olmadan ahlakın olması pek mümkün görünmüyor.
Din ile ahlak arasındaki ilişkiye İslamiyet açısından bakacak olursak; Kur’an-ı Kerim’in peygamberlerin hayat hikâyelerinde sık sık bu olguya değindiğini görürüz. Din ve ahlak yönünden çöküntüye uğramış toplumlara Allah peygamber gönderir peygamber ilahi öğretilerle ahlak değerleri oluşturup toplumu yeniden kazanmaya çalışır. Öğretiler gelenekselleşip çürümeye başlarsa Allah bu defa başka bir peygamber gönderir. Hz. Muhammed (sav) bu konuda “Din tamamen ahlaktır.” Buyurmuştur. İslamiyet’in ağırlıklı olarak yaşandığı ülkemizde din eğitimi ‘Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi’ adı altında verilmektedir. Burada da görüldüğü gibi dinin temelinde ahlak önemli bir yer tutar.
İkinci görüşe göre dinsiz insanlar da ahlaklı, erdemli olabilirler. Ahlaklı olmanın imkânı dindar olmayı gerektirmez ama yine de herhangi bir dini inanışı olmayan birinin ahlak anlayışının temelinde de bir dinin izleri görülebilir. Örneğin İsveç, dini inancın çok zayıfladığı ancak saygı, hoşgörü, yardımseverlik gibi ahlaki erdemlerin hayli güçlü olduğu bir ülke olmasına rağmen var olan ahlaki değerleri Hıristiyanlıktan kalmadır. Bu durumda hiçbir dine mensup olmayan insanlar, dindar insanların oluşturduğu ahlaki normları benimseme durumunda kalmıştır. Tamamen dinsiz insanlardan oluşan, kendine özgü ahlaki kuralları olan ve bu kuralları uzun yıllarca korumayı başarmış hiçbir toplum yoktur.
Din, insanı iyiye ve doğruya yönelten, vicdanlara hükmeden olgudur. Ahlak da aynı şekilde insanın davranışlarını yönlendiren kurallardan oluşur. Ahlak, dinin pratikteki hali sayılabilir. İkisinin de varlığı birbirini gerekli kılar. Din ve ahlak için ortak nokta ‘iyi’ yi gözetmektir. Toplumların varlığı ahlaklı olmayı gerektirir. Çünkü “Bir milletin ahlakı dişleri gibidir. Çürüdüğü nispette acı hissedilir.” (Bernard Shaw)




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*